 |
İş görüşmelerinizi burada paylaşmaya ne dersiniz? Nasıl hazırlandınız? Neler soruldu? Size nasıl davranıldı? Deneyimlerinizi firma ve isim belirtmeden, isgorusmesi@yenibiris.com'a gönderin paylaşalım. İşte, sizden gelen yorumlar... | |
Sesimi çıkardım, işi kaptım
Gebze'de bulunan otomotiv firmalarından birine iş başvurusunda bulundum. Cuma günü arayıp pazartesi 2'de gelmemi istediler. Pazar günü Çanakkale'den Kocaeli'ye gittim. Görüşmeyi yapıp akşam ilk otobüsle Çanakkale'ye dönecektim. Pazartesi sabahı firmadan telefon aldım ve benimle görüşeceğini söyledikleri bayanın acil işi çıktığını, şirketten ayrılmak durumunda kaldığını ve görüşmemi İptal ettiklerini söylediler. Ne zaman yapılacağını sorduğumda ise işinin ne zaman biteceğini bilmediklerini bu yüzden de tarih veremeyeceklerini söylediler.
Tamam yeni mezun olarak, hiç iş görüşmesi tecrübem olmayabilir ama aptal da değilim! İnanmadım tabi; kararlı ve kızgınlığımı ifade edecek bir üslupla, sesimi yükseltmeden bu görüşme için Çanakkale'den geldiğimi, bunu bildiklerini ve bir daha gelme şansımın olmayacağını ifade edip "Koca şirketin İK departmanında benimle bu görüşmeyi yapabilecek başka hiç kimse yok mu?" diye sordum. Birazdan bana döneceklerini söyleyip telefonu kapattılar ve birkaç dakika sonra arayıp aynı saatte görüşmeye gelebileceğimi, başka birinin benimle görüşeceğini söylediler.
Görüşmeye gittiğimde ilk iş, güvenliğe ve resepsiyona o bayanın şirkette olup olmadığını sormak oldu aldığım cevap tabii ki olumluydu.Neyse o gün görüşmeyi yaptım ve işe kabul edildim. Belki de sesimi çıkartmayıp kuzu kuzu peki deyip dönseydim bugün hala iş arıyor olurdum. Şu an hala aynı şirkette çalışıyorum.
İki senedir aynı sözleri duymaktan sıkıldım
Merhaba, yaklaşık 2 senedir iş arıyorum. Artık o kadar yorgun hissediyorum ki kendimi... Karşısındakini düşünmeden konuşan İK'cılar, kendini yetkili sanan güvenlik görevlileri, saatlerce bekledigim salonlardaki yazılar ya da yerdeki kalebodurların sayısı... Artık hepsini ezberledim. Seslerini duydugum anda anlayabiliyorum artık ben odaya girince nasıl bir tepki vereceklerini. Bir kere ilk önce 'Tecrübeniz yok' cümlesini duyuyorum, şunu da merak ediyorum bana iş verilmezse benim nasıl tecrübem olacak!.. Bunu onlara söyledigim zaman her iş görüşmesinin sonunda söylenen "Biz sizi arayacagız.Olumlu ya da olumsuz" cümleleri o kadar sinirimi bozuyor ki çünkü hiçkimse aramıyor. Arasalarda "Sizin için olumlu düşünüyoruz" diyorlar ama aradan bir saat geçmeden "Kusura bakmayın, bir tanıdıgımızı aldık" diyebiliyorlar. Bunu dedikten sonra kusura baksam ne olur, bakmasam ne olur. Bana iş mi vereceksin kusura bakarsam ya da bakmazsam.
Bölümüm hariç her işte çalıştım
Daha mezun olalı bir buçuk yıl oldu. Uludağ Üniversitesi dış ticaret mezunuyum. İlk işimi bulmak hiç de zor olmadı aslında. Özel sektörde ilk başvurduğum büyük bir şirket direkt işe alındığımı bildirdi. Açıkçası ilk iş başvuru tecrübem olduğu için sanırım biraz acemi kaldım. Özgeçmişimde dip not olarak kendi alanımda çalışmak istediğimi belirtmiştim. Yabancı dilim de vardı. Dış ticaret export- import prosedürleri, gümrük mevzuatı hakkında bütün bilgiye sahiptim. Açıkçası alanıma uygun bir elemandım. İlk deneyimim olacağı için maaşı çok önemli görmedim. Kendimi geliştirmek benim için daha önemliydi. İş hayatına yeni atıldığım için sorunlu konu olarak da görmedim. İşveren özgeçmişimi en ayrıntılı şekilde okumuştur diye düşünüyordum aslında. Ama sonra bunun böyle olmadığını gördüm. İşe başladığım ilk gün sekretarya da çalışacağım söylendi. Görev fotokopi çekmek evrak dosyalamak. Bunu normal karşıladım, çalıştığım ortamda her işleyişten bilgim olması içindir, diye düşündüm. Sekretarya’da 4 ay kadar, uzun süre çalıştım. Kendi işimle ilgili hiçbir şey yapmadım bu süre zarfında. Sadece fuar döneminde yabancı dilim var diye tercümanlık yaptım o kadar. Tabii fuar dönüşü sekretarya’dan alındım bu sefer faks’ verildim artık orada çalışacağım söylendi.
İşim bütün fabrika’nın faks’larını çekmek, gelen faksları ilgili kişilere dağıtmaktı. Faks’ta kaldığım süre toplam 5 ay. Açıkçası artık sabrım taşmaya başlamıştı. Çünkü dış ticaret alınan elemanlar, özelliklemi bilmiyorum ama yabancı dili olmayan lise mezunu niteliksiz elemanlardı. Dil bilen bir kişi vardı sadece ve o da müşterilerle görüşme yapıyordu. Başka ben hariç dil bilen yoktu. Benim de ne iş yaptığım malum. Ben alanımda çoğu şeyi bilerek geldiğim halde ayak işleri yapıyordum. Açıkçası çalıştığım yerde üniversite okumadan daha iyi yerlere geleceğimi düşünmeye başlamıştım. Bir nevi boşa okumuşluk hissi uyandırdı bende. Aradan toplam 9 ay geçti artık aşağıda santral’e bakmam söylendi. Fabrikaya gelen telefonlara cevap verecektim ve ilgili kişiye bağlayacaktım. Santral’de de çalıştım bir ay kadar daha sonra bu sürecin sonlamayacağından emin olduğum için istifa mektubumu verdim.
Şu an internet üzerinde yeni iş için başvuru yapıyorum. Çok iyi yerlerden tekliflerde geldi. Aynı durumla karşılaşmamak için bekliyorum. Aslında hata dememek gerekir. Sonuçta benim için iyi bir deneyim oldu. Doğru işi bulmak istiyorum. Bir söz vardır nasıl başlarsan öyle gider. Pek inanmıyorum bu söze ama gidişat bu sonuca sürükleyebilir insanı.
Herkese iş hayatında bol kariyerli çalışmalar ve haksızlığın olmadığı günler diliyorum.
İki diplomam olmasına rağmen işsizim
Merhaba, Ticaret Lisesi Bankacılık Programı ve Bankacılık Meslek Yüksek Okulu mezunuyum. Yani bir bankada çalışmayı lise çağından beri kendine hedef edinmiş biriyim. Liseden mezun olduktan sonra bankalara direkt olarak yaptığım tüm başvurularımda şu cevabı aldım. "Üzgünüz, lise mezunu kabul edemiyoruz. En azından bir Açıköğretim programında falan okumuş ya da okuyor olsan olurdu ama lise olmaz..."
Üniversite sınavına girdim ve açıköğretim iktisat fakültesini kazandım. Tekrar başvurularda bulundum ama engelin sonu gelmiyordu. "Mezun ol, gel " dediler. Bu dönemde eve destek olabilmek umuduyla farklı iş alanlarında dönemsel ya da kısa süreli olarak çalışmaya başladım. Ve tekrar üniversite sınavına girerek Cumhuriyet Üniversitesi Gürün M.Y. O. Bankacılık programında okumaya başladım. Açıköğretim kaydımı dondurarak kendi branşım olan bu alana yöneldim. Mezuniyetimin ardından artık bir bankada rahatça iş bulabileceğime inanırken bu defada şu cevapla karşılandım: "Üzgünüz, önlisans kabul edemiyoruz..."
Buna da peki dedim ve gidip dondurmuş bulunduğum Açıköğretim iktisat fakültesi 3. sınıftan devam için kayıt yaptırdım. Ama bu da yeterli olmamış olacak ki bu da defa iş başvurusu yaptığım hiçbir bankadan olumlu veya olumsuz cevap alamadım. Artık ne denir ki bu duruma hiç bilmiyorum.
Ama çalışmam gerektiği ve yaşımın artık 18 değil de 26 olduğu bir gerçekti. Ve bankalara yaptığım başvurulardan üstünden uzun zaman geçmesine rağmen bir cevap beklerken bir yandan da sigortamın devamı için çalışmam gerektiğinin bilinciyle, en kolay iş bulabileceğime inandığım başka bir alana yöneldim: Spor kulüpleri...
Aynı zamanda 5 yaşından beri faal olarak Uzakdoğu sporları (Judo, Shotokan Karate, Taekwon do,Kickboks, vs..) yapan Ashihara Full contact, Muay Thai ( Tailand Boksu) Antrenör ve Hakemiyim. 2003 Uluslararası Karate Şampiyonu, 2007 Türkiye Full Contact şampiyonuyum. Ayrıca judo ve Shotokan karatede de altın madalya sahibiyim. Ama bu alanda geçiminizi sağlayabilmek için bir salonunuzun olması şart. Salon için de maddi yeterlilik şart.
Bir salonda antrenörlük yaptığım sırada salonun sahibi olan arkadaşım "Ya, sen neden bankacı olmaya çalışıyorsun ki? Senden çok iyi bir güvenlik görevlisi olur. Sen güvenlik işine başvur bu yeteneklerinle hayatta o alanda işsiz kalmazsın" dedi. Ve açıkçası ona hak verdim. Uzakdoğu sporlarını ustalaştım diyebileceğim kadar uzun bir zamandır yapıyordum, benden iyi bir güvenlikçi olurdu.
Ve gidip bir güvenlik eğitim kurumuna başvurarak güvenlik sertifikamı aldım. ( silahsız ) Sonra güvenlik ilanlarına tüm spor alanındaki yeteneklerimi ve eğitim durumumu bildiren özgeçmişlerle başvurularda bulundum. Sadece 2’sinden cevap geldi ve mülakata girdim ve bana sordukları sorular, kendimi o kadar tuhaf hissetmeme neden oldu ki anlatamam.
İlk mülakatta, "Neden bankacılık okuduğunuz halde güvenlik yapmak istiyorsunuz?" diye soruldu. Bütün bunları bir bankada neden işe alınmadığımı ben bilmiyordum ki, onlara 'güvenlik benim tek hayalimdi, büyüyünce güvenlik görevlisi olmak için çıldırırdım çocukken de' diyemezdim. Ben de 'Neden olmasın' dedim. Ve tabii ki elendim...
Bir sonraki iş görüşmesinde ise bana " Neden Uzakdoğu sporları yaptınız? Yani neden daha kadınsı bir sporla ilgilenmediniz? Mesela bale veya dans yapsaydınız. " denildi...
Bunu yüzünde o kadar alaycı bir ifadeyle söyledi ki İK’cı, tarif edemem. Benim cevabım ise; “Siz hiç spor yaptınız mı?” oldu. Bana "Gençlik dönemimde atletizm yapmıştım" dedi. Ben de “Neden atletizm?” dedim. “Neden daha erkeksi bir spor, mesela Taekwon do veya boks yapmadınız?” dedim. “Sporda cinsiyet ayrımı yapılmadığı için olsa gerek değil mi?” diye de ekledim ve tabii ki elendim:)
İşin açıkçası, yaptığınız hiçbir şeyin yeterli görülmediği ve daha da kötüsü yaptıklarınızın sorgulandığı bir yerdeyiz... Buna ne denirse densin. Ben elimde 2 üniversite diploması ve bir güvenlik sertifikasıyla hala işsizim. Umarım içinizde başaranlar olur... Onlara ne giden zamandan ve paradan… Onca işsiz varken…
’Onca zamana, paraya, emeğe yazık’
Üniversite mezunuyum. Tabii ki keşke hep üniversite yıllarında kalabilsem diyenlerdenim. Mezun olduktan sonra iş aramaya koyuldum çoğunuz gibi.
Ülkemizin en önemli bankalarından birinin açmış olduğu sınava başvurdum. Özgeçmişim incelendi ve sınava girebileceğime karar verildi. İlk sınav genel yetenek sınavıydı. Bulunduğum şehirden iki İstanbul'a 12 saat uzaklıkta, İstanbul'a gittim ve sınava girdim. Tam tarihleri hatırlayamamakla beraber sanırım 4 gün içerisinde sınav sonucumun olumlu olduğunu öğrendim. Arkasından telefon mülakatı vardı. Telefon mülakatında da başarılı olduktan sonra sırada 3. mülakat vardı. Bu arada 2 aylık bir suredir sınav işlemleri devam ediyordu. Sıradaki mülakata katılmak için tekrar İstanbul'daydım. Sabah 07.45'te başlayan bir mülakattı bu. Bittiğinde ise saat 13.00'di. Psikolojik testler, grup mülakatları, bire bir mülakat, telefon mülakatını da içeren birçok uygulamayı içeren çok ayrıntılı bir mülakat sürecinden sonra "Bankamız özelinde aranan nitelikleri karşılamasından ötürü tebrik ederiz " cümlesini içeren bir mesaj ile bu mülakatımın da olumlu sonuçlandığını öğrendim.
Artik son bir mülakat kalmıştı. Bankanın insan kaynakları ile gerçekleşecek mülakat için yeniden İstanbul'daydım. Bir grup mülakatı yapıldı ve 5 kişilik gruplar halinde mülakata alındık. Kendimizden ve ailemizden bahsettiğimiz toplamda 30 dakika suren bir görüşmeden sonra, aynen "Bankamız özelinde aranan nitelikleri karşılayamadığını üzülerek bildirir" cümlesini içeren bir mesaj ile bu son mülakatımın olumsuz sonuçlandığını öğrendim. Yaklaşık 2,5 aylık sürecin sonuna gelmiştim. Tabii ki gayet "normal" bir ise alim sureci diye düşünebilirsiniz. Onca sınavı ve psikolojik testi yapan danışmanlık şirketinin bende göremediği ve işe alınmamamın nedeni olan olumsuzluğu bana bildirmediklerini bir kenara bıraktım. Madem banka yetkililerinin sadece 30 dakikalık toplu bir görüşmede karar verebilecekleri bir mülakat yöntemine sahiptiler neden 3 aylık süre boyunca beni İstanbul’a taşıdılar. İlk olarak bu görüşmeyi yaparak eleme yönteminden sonra sınavlara girilip giremeyeceğimize karar verilseydi. Onca zamana, paraya ve emeğe yazık...
Ama haklılar onca issiz varken, onlara ne insanların yollara, konaklamaya harcadığı paradan ve giden zamandan… Sevgilerle...
İşi bırakıp, kaçacağını biliyorum ama…
Merhaba. Başımdan geçen bir olayı çok kısa özetlemek istiyorum. İş aradığım günlerde doğal olarak iş bulamamaktan şikayetçiydim. Artık neredeyse, ‘ne iş olsa yaparım’ vakitlerine gerçekten çok az kalmıştı. Bir iş ilanı için başvurduğum şirketten görüşme talebi geldi, tam zamanında görüşmenin yapılacağı şirketteydim. Benimle konuşan kişi kendini tanıtmadan benim özgeçmişime bakarak biraz düşündü ve dedi ki: “Gel, pazartesi başla diyeceğim ama salı bırakıp kaçacaksın. Ne yapalım deneyelim bari. Hadi gel, pazartesi başla, yanında kimlik fotokopisi, 4 tane resim bir de sigorta kartını getir.”
Ben de işin ne olduğunu bile hiç konuşmamış olduğumuz için ve adamın tavrı hiç hoşuma gitmediği için cevaben: “Tamam, anlaştık, pazartesi geliyorum ve yanımda kimlik 4 resim, sigorta kartımı da getiriyorum” dedim ve adamın elini sıktım, uzaklaştım.
Eminim adamın ilk düşündüğü (gülerek) “Nasıl biri bu ya, alacağı maaşı bile sormadı. Ne insanlar var değil mi?” olmuştur. Sanki kendisi her şeyi doğru yapmış da :) Saygılarımla
‘Fotoğrafınıza hiç benzemiyorsunuz’
Oldukça büyük ve köklü bir sigorta şirketinden iş görüşmesine çağrıldım. İlk gün 30 kişi arasında yapılan yazılı sınavdan ilk 10’a kalmıştım. Ertesi gün sözlü mülakata çağırıldım ve orda da ilk 5 kişi arasına girdim. Ve o gün insan kaynakları müdürü ile yüzyüze görüşme olacaktı. Sıra bana geldi, içeri girdim, beyefendinin karşısına oturdum ve bana ilk söylediği şey “Fotoğrafınıza hiç benzemiyorsunuz” oldu. Çok şaşırdım sadece gülümseyerek tepki verebildim. Daha sonra hayvan besleyip beslemediğimi sordu. Arkasından çantamın ne kadar şık olduğunu söyledi ev bu şekilde 15 dakikalık bir görüşme yaptık. Bana arayacaklarını söylediler ve gönderdiler. Tabii arayan olmadı. İşe alınmama sebebimin ne olduğunu hala anlayabilmiş değilim.
Uçağın elektroniği farklı olur mu?
Lise Mezunuyum. Bölümüm Uçak Bakım Teknisyenliği ve Elektroniği. Şu ana kadar iş bulamadım. Birinci neden askerlik. Bu olayı hiç anlamıyorum çünkü kamuda bile askerlik kalktı. İkincisi ise referans adı altında torpil. Geçenlerde bir havayollarına başvuru yaptık ama hiçbir haber gelmedi. Arkadaşlarımın birkaçına haber geldi mülakata gelin diye. Dayanamadım ve şirketin insan kaynaklarını aradım: “Beyefendi, arkadaşımı çağırdınız, beni neden çağırmadınız? Psikolojim bozuldu” dedim. Adam attı başından. Şu an çok kötü bunalımdayım ve birçok havayoluna başvuru yapmama rağmen iş bulamadım. Torpili olan arkadaşlar işbaşı yaptı, maaşlarını alıyor. Bu iş stresine rağmen elektrik öğretmenliği ve otomotiv öğretmenliğin bölümlerini tutturdum ÖSS'de ama haber gelir, bana ulaşırlar diye o okullara da gitmedim. Şimdi 2 yıllık meslek yüksekokuluna gitme kararı aldım.
Size başımdan geçen başka bir hikayeyi anlatıyım. Mesela Elektronik teknisyeni ilanına başvuruyorum. Adamlar tersliyor, neden olarak da, “Sen elektronikçi değilsin” diyorlar. Diplomamda yazıyor dediğimde de, uçak elektroniği ile elektronik farklı diyorlar. Sanki uçakta farklı malzeme kullanılıyor!..
Gelmenize gerek yoktu!..
Bir seferinde bulunduğum şehirden Uşak'a, bir tekstil firmasına başvuru yapmak için gittim. Önce beni muhasebe departmanından birinin yanına gönderdiler, sonra da ürün planlama müdürünün yanına götürdüler. Konuşmalar sonrasında sitelerindeki ilanlarını görüp görmediğimi sordular. “Hayır” deyince, “Siz siteden başvurun, biz oradan değerlendirelim” diye bir cevap geldi. Şok oldum ve bu şoku uzun süre atlatamadım.
Karamsarlığa gerek yok
Yüksek okulu mezunu bir sağlıkçıyım. Liseden bu yana sağlık alanında kendimi imkanlar çerçevesinde geliştirmeye çalıştım ve geliştirdiğime de inanıyorum. Hiç torpil kullanmadım ama torpilim varmış gibi davrandım diye yalan söylemek istemiyorum. İlk işimi sağlık bilimlerini bitirip mezun olduktan 1 hafta sonra ulaştım. İş almak için 3 görüşme yaptım ve 2’sinden geri döndüler ve bunlardan biri de benim ilk işim oldu. Kader mi, şans mı ne diyeyim, bilemiyorum ama ben Allah’a olan inancıma bağlıyorum. İlk gittiğim iş görüşmesinde şöyle bir olayla karşılaştım. Başvuru formu doldurdum ve formu geri verirken fotoğraf istediler ve ben de olmadığını söyledim. Formu kabul edemeyeceklerini ve fotoğraf getirmem gerekli olduğunu izah ettiler. Ben de, “Bu nasıl saçmalık, madem kabul etmiyorsunuz, neden formu verirken söylemediniz?” diye çıkıştım. O esnada oradan geçmekte olan biri beni yanına çağırdı, odasına gittik. Bana sakin olmamı söyledi ve ne olduğunu anlatmamı istedi. Bende olayı aynen, olduğu gibi anlattım. Bunun çalışanlarının yaptığı terbiyesizlik olduğunu izah ettim ve bana bir kağıt yazıp verdi, formumda işleme gırdı. İki gün içinde başvurduğum işe o kışı sayesinde girmiş oldum. Diyeceğim şu ki, karamsarlığa gerek yok. Bazen fevri davranışlar yararlı olabiliyor. Hele bizim ülkemizde emin olun çok işe yarıyor. Çok iyi bit mevki olmasına rağmen 4 ay sonra oradan istifa ettim ve bir holdinge geçiş yaptım. Yani işim Allah’a şükür hep rast gidiyor. Teşekkürler müdürüm:)
İş görüşmesinde ne yapmam gerektiğini öğrenemedim gitti
Yaklaşık 4 ay iş aradım. İş görüşmelerine giderken hep çok dikkatli olmaya çalıştım. En son bir görüşme için çağrıldım. Asistanlık pozisyonu için çağrılmıştım. Giderken siyah bir pantalon, yarım kollu, beyaz üzerinde sarı puanlar olan belden daralan bir gömlek giymiştim. Sade bir makyaj yapmıştım ve saçlarımda düzgün duyuyordu. Pozisyon için uygun olduğumu düşünüyordum. Büro Yönetimi ve Sekreterlik Bölümünde eğitim aldığım için daha önce sekreterlik pozisyonunda çalışmıştım. Ve artık asistan olmak için bir adım atmam gerektiğini düşünüyordum. İngilizce kursuna gidiyordum (İngilizce seviyemi gerekli düzeye getirmek için) Öğrenme konusunda hızlıydım. Eksiklerimin farkında olarak onları en kısa zamanda gidermeye çalışıyordum.
Şirkete gittim. Odaya girerken sakin ve güvenli görünmeye çalıştım. İşveren ile konuşurken onu dikkatli dinleyip, gözlerimi sağa sola kaçırmadan karşında oturdum ve sorularına cevap verdim. Çok sık iş değiştirmem onda kuşku uyandırdı. Ama değiştirme sebeplerimi anlatında beni hırslı buldu. Ama ben 28 yaşında olduğumu ve şu ana kadar olan işlerinin beni bir şekilde donattığını ve artık uzun vadeli planlar yaptığımı söyledim. Sonra onların önerdiği maaş benim son aldığım maaştan daha azdı. Ben de verdikleri paranın son aldığım maaştan daha az olduğunu ama asistan olarak çalışmaya başlamam için bu küçük farkın çok önemli olmadığını söyledim.
Her şey iyi görünüyordu. Benin yol güzergahım hakkında ve ne zaman başlamam gerektiği hakkında da görüştük. İlk görüşmenin olumlu geçtiğini düşündüm bazı olumsuzluklar olsa da. Sonra ikinci görüşme için çağrıldım. Bir başka bayan daha vardı. Üzerine normal bir kot ve tişört giymişti. Saçlarını sadece toplamış ve makyaj yapmamıştı. Çocuğu ile görüşmeye gelmişti. Oysa ben ne çok şeye dikkat etmiştim ve aradıkları özelliklere sahiptim. Ama beni seçmediler.
Sonra ne hata yaptığımı düşündüm. Ama fark edemedim hatamı. İş değiştirme sebebimi de mantıklı bir şekilde anlattığımı düşünüyordum oysa. Hala öğrenemedim iş görüşmesi yapmayı. Hep gerginim.
Mülakatları bir türlü geçemiyorum
Hayatta tek istediğim şey bankacılık sektöründe çalışmak ve kariyer yapmaktı Üniversiteden sonra ne eksiğim varsa gidermeye çalıştım. Kendime güveniyor ve bu işi yapabilecek potansiyelde olduğumu düşünüyordum. Keza bu sektörde stajımı yaparken şeflerimden tam not almıştım. Gelin görün ki, bunu bir türlü görüşmeciye ispatlayamadım. Sınavlara giriyor, kazanıyor ama mülakata gelince Allah’a emanet…
Hele gecen yıl Türkiye’nin en büyük bankalarından birine görüşmeye gittim. Dünyanın masrafını yaptım ve tam bir bankacı gibi giyinmeliyim diye akşamdan yenibiriş’in ‘mülakatta sorular’ makalelerini biriktirdiğim klasörümü açıp, tek tek çalıştım.
Sonuç; akşam çalıştığım o çok basit sorulardan biri geldi ve kekelemeye başladım. Kendine güvenen görüşmecinin suratıma bile bakmayışı ile yerle bir olmuştum. Oysaki o kadar hazırlanmıştım. Görüşmeci içeriye girerken kafasını eğip eliyle sandalyeyi işaret ederek “Lütfen oturun” dedi. Görüşme boyunca bir kez bile kafasını kaldırmadı, ben de o koca kasına bakıp soruları yanıtladım. O ise baştan beni işe almayı reddetmişti.
Görüşmeden önce taktiktir diye düşündüm ama daha sonra taktikten öte karşındakine saygısızlıktan başka bir şey olmadığı sonucuna vardım. Neden işlerini profesyonel yapmazlar ki? HAYATIMI KARARTTINIZ!
Torpilin var mı, yok mu?
Bundan yaklaşık 4 ay önce bir bankanın santralinde çalışmak için iş başvurusuna bulundum. Mülakata giren 15 kişiden önce ilk 5’e, sonra ilk 3’e kaldım. Daha sonra arayıp bankanın genel merkezine son mülakat için çağırdılar. Sınavda gördüğüm tanıdık yüzler vardı. Önce bir form doldurdum. Sıra bana geldiğinde içeriye girdim ve tek söyledikleri şey, ufak göründüğüm ve bankada çalışan tanıdığımın olup olmadığı oldu. Olmadığını söyleyince beni kibarca kovdular. Sınavlara girdiğim yerler o kadar uzaktı ki, keşke zahmet edip birkaç soru daha sorsalardı…
İş görüşmesine uymayan sorular…
Bir hastanede iş görüşmesine gittim ve görüşmede “Arkadaşlarınız sizi ne olarak tanımlar?” diye bir soru soruyla karşılaştım. En eski, 17 senelik arkadaşıma, 17 senedir sormadığım soruyu görüşmede sormaları çok saçma geldi. Ne diye böyle soru sorduklarını ve ne cevap beklediklerini anlamadım. İş arayanlara çok tepeden bakanlar oluyor, ‘İşe mecbursunuz, tüm ipler elimizde’ havasında olabiliyorlar. Saygılar.
Eşimin özgeçmişini de verebilirim
Büyük bir firmadan aradılar, boş bir pozisyonları olduğunu ve benimle görüşmek istediklerini söylediler. Ben de “Tamam, görüşürüm” dedim. Ertesi gün görüşmeye gittim ve kabul edildim. Fakat en son İK müdürü ile görüşmem gerektiğini söylediler ve görüşmeye girdim. İK müdürü eşimle ilgili o kadar çok soru sordu ki, sonunda dayanamadım ve neden eşimin nerde çalıştığını ısrarla sorduğunu sordum. “Yoksa performansım artsın diye eşimi demi işe alacaksınız, isterseniz eşimin cv'sini de vereyim” deyince de İK müdürü epey bozuldu, işe almak istemedi. Neyse ki genel müdür talimat vermiş, işe kabul edildim. Şimdi İK müdürü benimle pek muhatap olmuyor, ters bir cevap almamak için.
İngilizcemin olup olmadığına nasıl karar verecekler?
Bir lojistik firmasında, yeni mezun bir insan kaynakları yetkilisi ile yaptığım görüşmede, sıra İngilizce yeterlilik kısmına gelmişti ki, bayan elime bir metin tutuşturdu, o metni tercüme etmemi istedi. Metni tercüme etmek ile beraber, belki biraz gereksiz olmasına rağmen görüşmeye İngilizce devam edebileceğimizi söyledim.
Üç sene İngiltere'de yaşamış, oranın ALES sınavına eşdeğer sınavını dahi geçmiştim. Mülakata İngilizce devam etmeyi reddetti ve yabancı dilimin yetersiz olduğu ifade edilerek kibarca oradan gönderildim.
Yanlış sorulara doğru cevap verilmez
İş başvurularındaki trajikomik durumları okuyunca aslında biraz olsun teselli buldum çünkü bunların sadece benim başıma geldiğini sanıyordum.
Yaklaşık 7 yıldır dershanelerde çalışan bir öğretmenim. Dershanelerde çalışanlar genellikle her yaz kendilerini iş ararken bulurlar. Ve dershane müdürlerinin ya da sahiplerinin çoğu, şirket yöneticilerine göre iş görüşmesi konusunda hem çok daha bilgisiz hem de burnu havada insanlardır. Birçoğu dershanelerini adeta ülkenin en önemli şirketi zannedip, öyle bir konuşurlar ki, şok geçirirsiniz. Karşınızdaki kişi öğretmenlerin çoğunun -özellikle sizin branşınızdakilerin-işsiz olduğuna dem vurarak da görüşmeye başlayabilir. Sizden hafta sonu da dahil tam gün çalışmanız, haftada bir gün, o da muhtemelen pazartesi tatil yapmanız istenir.
Gelelim görüşmedeki ilginç sorulara: Eğer evliyseniz eşinizin ne iş yaptığı, nerede çalıştığı mutlaka sorulur. Bekar bir bayansanız şayet, ailenizle birlikte oturup oturmadığınız sorulur. Evinizin kira olup olmadığı bile sorulabilir. Çocuklarınızın yaşları eğitim durumları, evli değilseniz kardeşlerinizin ne iş yaptığı sorulur. Yeterli zaman ve sabrınız olsa işveren adeta tüm sülaleniz hakkında bilgi isteyecektir.
Anadolu yakasında sıkça ilan veren bir dershaneye gittiğim ikinci görüşme şöyle olmuştu. Bana saat 11 için randevu verildi. Avrupa yakasında oturduğum için erkenden kalktım, geç kalmamak için acele ettiğimden 20 dakika önce oradaydım. Ama görüşeceğim şahıs henüz yola bile çıkmamıştı ve benden önce bekleyen iki kişi daha vardı. Muhtemelen dershanenin sahibi ve aynı zamanda yöneticisi olan şahsı aradılar ve 1 saat sonra kendisi teşrif etti. Benden önceki iki kişiyle konuşması 1 saatten fazla sürdü.
Sonunda güç bela beyefendinin odasına alındım. Özgeçmişime şöyle bir baktı ve sanki çok yadırganacak bir durummuş gibi önceki işyerlerinden neden ayrıldığımı sordu. Usulünce anlatmaya çalıştım. Sonra “Babanız ne iş yapıyor?” diye sordu. Bu kadar beklemiş ve sıkılmışken böyle saçma bir soruya dayanamazdım. “Niçin sordunuz babamla mı çalışacaksınız?” dedim. Cevabı şu oldu: “Sizin babanız ayyaş olabilir, sarhoş olabilir, buraya başvuran biri görüşme sırasında anne ve babasının ayrıldığını, babasının sokaklarda yaşadığını ve işe çok ihtiyacı olduğunu söyleyerek ağladı. Onu işe alsaydım vaktinin çoğu mahkemelerde geçecekti” dedi.
Ben de kendisine böyle ailevi özel sorulara yanıt vermeyeceğimi ve ailemde bu tür sorunlar olmadığını söyledim. Kendisi sıradakilerle görüşeceğini söyleyerek beni bir şekilde kovdu. Bir saatten fazla yolu çekmiş, 2 saat beklemiş sonunda da hakarete uğramıştım. Beklediğime değmişti doğrusu!..
Dershanelerde en ağır koşulları, en az ücret almayı kabul eden, belli bir tavrı olmayan, sınırları olmayan kişiler daha çabuk işe alınır. Görüşme sırasında da kuruma övgüler düzmeniz, bol bol yalakalık etmeniz beklenir. Sözleşme yapmış bile olsanız sizden daha ucuza çalışacak birini bulduklarında sözleşmenin feshedilmesi an meselesidir. Varlığınız, emeğiniz, kuruma kattıklarınız onlar için hiç bir şey ifade etmez. Üstelik tazminat filan alamazsınız. Hatta bırakın tazminatı filan maaşınızı alabiliyorsanız, ücretiniz ödeniyorsa şükredin.
Dershaneler (en azından birçoğu), vahşi kapitalizmin en acımasız, en saf halinin vücut bulduğu, insanlığın, ahlaki değerlerin çoktan buharlaştığı yerlerdir...
İnsanlar ailevi olaylarla değerlendirilmemeli
Öncelikle bu konuya değinmiş olmanız süper, deneyim paylaşıldıkça artar mantığından yola çıkarak, her okuduğum deneyimi kendim için büyük bir katkı olarak görüyorum.
Türkiye'de bulunan sektöründe 1 numara bir firmaya görüşmeye gittim. Başta her şey normal, iş tanımı ile ilgili bilgi, bize biraz kendinden bahseder misin dedikten sonra okul hayatımı, iş deneyimlerimi ve hobilerimi kastetmemiş olacaklar ki aile yaşantımdan bahsetmemi istediler. Ben de annem ve babamla yaşadığımı, bir kardeşim olduğunu söyledim, babamın ne işle meşgul olduğunu sordular ve daha da detaya inmemi istediler ve ben de anlatmaya başladım; aslında annem ve babam ayrı şu an birlikte yaşadığım üvey babam, fakat öz babamla görüşmüyoruz, üvey babama baba diyorum aramız çok iyi ve bir dolu ıvır zıvır şey, artık bu garip sorulara bir son vereceklerini düşünmüştüm ki, ne zaman ayrılmışlar, neden ayrılmışlar gibi sanki iş görüşmesi değil de anne ve babanın ayrı olmasının çocuk psikolojisi üzerindeki etkisini araştıran uzmanlar gibi sorular sormaya başladılar, bu işi gerçekten çok istiyordum bu yüzden rahatlıkla onların bu rezalete devam etmelerine izin verdim. Tüm bunlar bir kenara, içinde bulunduğum psikolojiyi anlayarak sorunlu bir insan olup olmadığımı sorgulamak istemiş olabilirler fakat görüşmenin bomba soruları ise son gelenlerdi.
İK- Evli misin?
Ben- Hayır değilim.
İK- Nişanlı veya sözlü müsün?
Ben- Hayır değilim.
İK- Peki evlilik düşünüyor musun?
Ben- Hayır düşünmüyorum.
İK- Erkek arkadaşın var mı?
Ben- Yok...
Söyleyecek söz bulamıyorum, zaten bu yazdıklarım her şeyi anlatıyor sanırım…
Fakat ben şu an bu işyerinde çalışıyorum, süper bir işim, iyi yöneticilerim var ve 2 ay sonra evleniyorum:) İş görüşmesi deneyimi dışında her şey süper, keşke biraz daha mantıklı ve işe yarar sorular sormayı başarabilselerdi...
İşveren çoğu zaman sizin insan olduğunuzu unutuyor
İlk işimi bulmadan evvel 5 ay kadar iş aradım. Bu süreçte çok fazla iş görüşmesi yaptım ve şunu anladım: İşveren ya da sizinle iş görüşmesini yapan kişi çoğu zaman sizinde bir insan olduğunuzu, o iş görüşmesine gelmek için vakit ve para harcadığınızı dikkate almıyor.
En ilginci beni Maltepe'ye iş görüşmesine çağıran bir firma, (2 vesait değiştirip 45 dakikada varmıştım) beni yarım saat kadar bekleme odasında bekletip sonra iş görüşmesine aldığında bana sadece tek bir soru sormuştu: "Ne kadar maaş istiyorsunuz?" Ben de istediğim ücreti söyledi. "Peki, sizin bana soracağınız bir şey var mı?" dedi. Ben tabii ki şok oldum, hayatımın en kısa iş görüşmesi için 45 dakika yoldan gelmiştim, yarım saatte adamın keyfini beklemiştim ve karşımdaki adam bana nezaketen 5 dakikasını ayırıp, iş görüşmesi yapıyormuş gibi bile davranmadı.
Bunun yanında kurumsallaşmış gerçekten büyük lafını hak eden firmaların İK sorumlularıyla da görüştüm. Mesela ben hali hazırda çalıştığım için beni mesaiden sonra iş görüşmesine çağıran bu tarz duyarlı firmalarda az da olsa mevcut.
Umuyorum herkes istediği gibi bir iş bulur...
Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Bölümü 1993 mezunuyum. Daha sonra Amerika'da UCLA'de yüksek lisans yaptım.1996-2003 yılları arasında ...’de çalıştım. Daha sonraki yıllarda Petrokimya sektöründe müdürlük yaptım. ... rafinerisinin ve bizim işletmemizin kapanması ile işsiz kaldım. Bir süredir ...’ de Kalite Kontrol ve Laboratuar Mühendisi olarak çalışıyordum. Bu arada iş görüşmelerine de gittim. Çok ilginç mülakatlar yaşadım.
Ben 39 yaşındayım. Ama asıl "Yaş Ayrımcılığı" profesyonel yaşamda 35 yaşından sonra başlıyor. Maalesef Türkiye'de öyle anlamsız ve tutarsız insan kaynakları politikaları var ki, aynı "din", "ırk", "cinsiyet" ayrımcılığı gibi, "yaş ayrımcılığı" manasına gelen "35 yaşını aşmamış..." şeklinde ilanları rahat rahat hiç çekinmeden verebiliyorlar. Oysa Batı devletlerinde, mesela Amerika'da, işveren sizinle mülakat yaparken "yaşınızı, memleketinizi, medeni halinizi, sağlık durumunuzu, uyruğunuzu" soramaz. Zira bu ayrımcılığa (discrimination) girer. Bunları sorması özel yaşama da müdahaledir ve Federal bir suçtur.
Ama gelin görün ki mülakatlarda öyle ilginç sorularla karşılaşıyoruz ki; mülakat şu şekilde gelişiyor:
- Medeni haliniz nedir? - Bekar... - Peki neden bu yaşa kadar evlenmediniz? - Vaktimiz olmadı efendim.
Bazen bu tip gelişen diyaloglarda "Ee artık burada çalışmaya başlarsanız size bir de kız buluruz" deyip sırıtan tipler de oluyor. Profesyonel anlamda iş görüşmelerinde bu kadar özel yaşamı ilgilendiren konulara girilmesini çok yanlış buluyorum, ama bununla ilgili hiçbir yasal yaptırım yok. (Özel Hayatın Mahremiyetini İhlal gibi...)
ya da...
- Pardon ama CV'nize doğum tarihinizi yazmamışsınız? diyorlar. -Yapacağım işi etkilemeyeceği için yazma gereği hissetmedim efendim, zaten Amerika'da Resume’lere yazılmaz bu tip şeyler. - İyi de burası Amerika değil... - Zaten vaziyetin böyle olması hasebiyle mülakatımız bu şekilde tekamül ediyor efendim. -Hı ????
Bunlar yine de diğer mülakatlarımızın yanında çok masumane geçen hasbıhallerdir!
- Efendim kalifikasyonlarınız çok iyi ,çok güzel ama bizim burada senelerdir çalışan sizden daha genç ama kıdem olarak sizden yukarıda olacak insanlar var. Onlarla çalışabilecek misiniz? diyenler de çıkıyordu.
Umarım bütün bu "ayrımcılık"ları profesyonel yaşamdan söküp atabilecek bir yasal düzenleme ve hareket gelişir.
Şirket ve kişi isimleri gizli tutulmuştur.
Yaşadığım stresten dolayı çok ağır bir mide rahatsızlığı geçirdim ve panik atak hastalığına yakalandım
Sevgili yenibiriş.com kullanıcıları,
İş görüşmeleri konusunda o kadar çok deneyimim var ki hangisini anlatacağımı şaşırmış durumdayım.
Zannedersem en faydalısı, iş arayan bizleri en çok rahatsız eden noktaları belirtmek:
1) Yanlış kişi ile görüşme – Mantıken, görüşmeyi yapan kişinin adaydan daha deneyimli, görüşme teknikleri konusunda en azından minimum bilgiye sahip olması beklenmez mi? İngilizce konuşabiliyor musunuz diye sizi test eden kişinin ileri seviyede İngilizce bilmesi gerekmez mi?
2) Görüşme içeriğinin plansız programsız oluşturulması - Ben şahsen görüşmeye gitmeden önce, firmayla ilgili olarak toplayabildiğim kadar bilgi toplarım. Söz konusu işe neler katabilirim, hangi kişilik özelliklerim beni o işe uygun kılar; tüm ilgili noktaları not alır, kısaca dersime çalışırım. Her nedense aynı şeyi görüşmeciden talep etmek Türkiye'de büyük lüks! Tek sayfalık özgeçmişi bile okumadan alakasız sorular yöneltenler, işe uygunluğu ortaya çıkarabilecek sorular sormaktan aciz oldukları için devamlı havadan sudan bahsedenler... Gerçekten belli amaca yönelik, zekice hazırlanmış sorularla insan ne yazık ki çok az karşılaşıyor. İlanda gerekli özellikleri belirtmemek de firmanın büyük suçu. Örneğin araba kullanma deneyimi isteyen bir firma bunu belirtmiyor. İki kez görüşmeye gidiyorsunuz, neden sonra, öğreniyorsunuz şehirler arası araba kullanmanız gerekiyormuş!
3) Görüşmecinin saygısız tutumu - Sizi saatlerce bekletirler, bir özürü çok görürler. Sizi incitecek, özele kaçan sorular sorarlar. Görüşmeyle ve başvuruyla ilgili cevap veren firma sayısı da çok az. Bir keresinde bir firmaya iki kez görüşmeye gittim, yine de olumlu veya olumsuz cevap gelmedi. Çalışmak durumundasınız, iş bulmanız lazım, günlerce beklersiniz; bir e-mail yollamak bile zor gelir.
Söylediğiniz sözleri dinlemeden sağa sola bakıp, öf görüşme bitse de gitsek havasındaki görüşmeciler. Tırnağımı yiyiyor muyum diye tırnaklarımı inceleyen bile oldu! Dolaylı yoldan laf atan erkek görüşmeciler. İki dakikada bir cep telefonu çalmasına rağmen sürdürülmeye çalışılan görüşmeler. Yapılacak işi başka türlü anlatıp, sizi şehir dışına çağırıp, size bir sürü masraf çıkaran şirketler. "Siz ... mezunları, çok mu zor iş buluyorsunuz?", "Şimdiye kadar niçin iş bulamadınız?" diye soranlar, pozisyonun mezun olduğunuz branşla alakası olsa bile "Siz mezun olduğunuz ... konusunu sevmiyor musunuz?" diye soranlar... "Mezuniyet ortalamanız neden bu kadar yüksek?” diye soranlar...
Bir de çeşitli testlere tabi tutup, sonuçlar hakkında bilgi vermemek var. Bir kere etik olarak bunun doğru olduğuna inanmıyorum. Ülkemizde olmasa bile eminim uygar ülkelerde bunun bir kuralı vardır. Bir firma sizin yetenekleriniz, bilgileriniz, ahlaki yargılarınız, ilgi alanlarınız hakkında onlarca soru soruyor. Bunları bilgi bankasında tutuyor ve siz hiç birinden haberdar değilsiniz. Bir doktorun tahlil yapıp, sonuçlarını sizden saklaması gibi bir şey bu!
Oturduğunuz semtle ilgili yorum yapıp, peşin hükümlere varanlar... Sanki ... mahallesinde oturan herkes zenginmiş ve çalışmaya ihtiyacı yokmuş gibi... Kendinizi öyle bir durumda hissediyorsunuz ki, aslında kaç senedir sinemaya gitmediğinizi, kırk yılda bir kitap aldığınız zaman bile kendinizi suçlu hissettiğinizi, annenizin emekli maaşıyla geçindiğinizi, babasız büyüdüğünüzü söylemeyi gururunuza yediremiyorsunuz. Boğazınızda koca bir düğümle evin yolunu tutup, evde bir güzel ağlıyorsunuz.
Sonuç ve öneriler:1) Ülkemizdeki işsizlik oranı çok yüksek; Genç nüfus çok fazla, bu da işverene neredeyse her istediğini yapma olanağı veriyor. Köpeğini, müşteriler korkmasına rağmen iş yerine getiren patronlar var. Bu yüzden müşterilerden azar işiten çalışanlar var.
2) İş görüşmesi yapan sayın yetkililer - Allah rızası için insan kaynaklarıyla ilgili bir kitap okuyun. Küçük firmalarda insan kaynakları bölümü olmayabilir ama görüşmeyi yapacak kişi, bu görevini biraz ciddiye alıyorsa bu alanla ilgili biraz bilgi edinsin ki biz de iş görüşmesine gidince "eğitiminiz güzel, el yazınız güzel, yüzünüz güzel, niçin şimdiye kadar bir iş bulamadınız" gibi garip sorularla karşılaşmayalım.
3) Sevgili arkadaşlar özellikle eğitim hayatında kendinizi fazla yıpratmayın. Aman derslerimi en iyi şekilde geçeyim, ödevlerimi en iyi şekilde yapayım, derse katılayım, sus pus oturmayayım gibi kaygılar taşımayın. Zira insan bu şekilde fazla emek verince daha da üzülüyor. Sabah ezanlarında buz gibi evde uyanıp, battaniyelere sarınıp ders çalıştım. Hocanın verdiği ödevleri yetiştirebilmek için uyuyakalmamak gerekiyordu - bir kabın içine su koyup gözlerimi ıslatırdım. Kimi arkadaşlar uyumamak için garip karışımlar icat ederdi - Cola ve Türk kahvesi karışımı gibi. Bazı arkadaşlar her bayramda okul turlarıyla gezerken bazılarımız evde oturup ödevlerimizi yaptık. Bir kere bir hocam dersteki başarımdan dolayı beni final sınavına bile almadığında - sen git daha ilginç şeylerle ilgilen demişti. Başka bir hocam da hayatında ilk defa benim ödevime tam not verdiğinde çok sevinmiştim. Liseyi birincilikle bitirip, üniversiteyi de bölümümde dördüncü bitirdim.
Şimdi ise işsizim ve annemin emekli maaşıyla geçiniyorum. İş ve maaş konusunda ukalalık yaptığımı sanmayın. Bir fast-food zincirinde çok düşük maaşlı işe bile başvurdum. Görüşmeye gittim. Oradan bile ses çıkmadı. Yaşadığım stresten dolayı çok ağır bir mide rahatsızlığı geçirdim ve panik atak hastalığına yakalandım. Sonrasında ise bir hayli kilo aldım. Zannedersem Türkiye'nin bu durumundan en kârlı çıkan, doktorlar ve ilaç firmaları.
Yazımın herkese ibret olması dileğiyle. Herkese bol şans ve sabır diliyorum.
12 kere 7 kaç eder diye sordular
Merhaba, Uluslararası bir firmanın müşteri temsilcisi pozisyonu ile ilgili 2. görüşmeye cağrıldım. İlk görüşmemde pozitif bir elektrik hissetmiştim ve firma hakkında olumlu düşüncelere sahip olmuştum. 2. görüşmemi CEO ile yaptım. Kendisi bana matematikle aramın (Sosyoloji mezunu olmam sayısal zekamın düşük olduğunu hissettirdi sanırım kendisine, ki sosyoloji bölümü eşit ağırlık bölümünden öğrenci kabul ediyor) nasıl olduğunu, sayısal zekamı sordu. Ben de kendisine gayet iyi olduğunu söyledim. Ardından bana aynen şu soruyu sordu: “12 kere 7?”. Ben de hemen cevabı verdim ve ardından da iki basamaklı sayıları da zihinden çarpabildiğimi söyledim (ki gerçekten çarpabiliyorum, ukalalık olsun diye dememistim). Kendisi "Hımm" dedi ve mülakat kısa süre sonra bitti, olumsuz oldu. Sonuçta sayısal zeka test edilmek isteniyorsa, bununla ilgili sinav yapılabilir pek çok şirketin yaptığı gibi. Bu tür aşağılayıcı sorulara gerek kalmaz bence.
Torpille işe alım yaptıklarını kabul ettiler
Bundan birkaç yıl önce devlet sektörü deyince akla ilk gelen kelime torpilcilikti. Artık birçok devler kuruluşunun işe alım sınavlarını üniversitelere yaptırması ile bu sorun biraz olsun hafiflemiş duruyor. Fakat durum bu sefer özel sektore sıçramış gibi.
Uluslararası bir şirketin sitesinde iş ilanı aradım fakat herhangi bir sonuç çıkmadı. Bunun üzerine işe alımın nasıl gerçekleştiğini öğrenmek maksatlı bir mail attım, ama cevap alamadım. Sonra şirkete telefon ettim ve karşıma çıkan bayana durumu izah ettim. İşe alımınız referans usulü mü oluyor diye sordum ve “Evet” yanıtını aldım. "Yani şirkette belirli bir zaman diliminde belirli bir grup oluşturulmuş ve bu grubun akraba ve arkadaş çevresinden mi işe alım oluyor?" dedim ve "Evet aynen oyle" yanıtını aldım. "CV'inizi gönderirseniz, bir değerlendirme fırsatımız olur" şeklinde denilmesi üzerine ben şu soruyu sordum ve "Evet yanıtını aldım": "Yani tüm bu konuştuklarımız kapsamında size formalite icabı bir CV göndereceğim ve siz de formalite icabı hayır cevabı mı vereceksiniz?" Bu ve bunun gibi örneklere çok sık rastlamak mümkün. Torpilcilik (uygun tabirle referans) konusuna eğilmenizi istiyorum. Eğer bu konuda yardımım dokunacaksa, bu ve bunun gibi firmaların yetkilileriyle yüz yüze de konuşmak istiyorum. Sizce bu tip uluslararası özel şirketlerde referans etik bir yaklaşım mı? Yani insanlarin kendilerine ait olmayan bir şirketi babalarının malı gibi kullanması, kendilerine ait bir PATRON şirketi gibi değerlendirmesi ahlâk kurallarına uygun mu?
Diğer mektuplar için tıklayın.
Siz de deneyimlerinizi paylaşmak istiyorsanız, isgorusmesi@yenibiris.com adresine e-posta gönderebilirsiniz.
| | | |
| <****** language=********** src="http://medyanetsrv.yenibiris.com/getad.a2?target=yenibir_kariyerdestek_ust_160x300">******> <****** language=JavaScript>DOLAD_flash('http://Medyanet.yenibiris.com/AD160x300re.swf?clickTAG=http://ad.e-kolay.net/redir.a2?ciid=35082%26tid=4343%26URL=http://servad.mynet.com/admynet/adredir%2Easp?ciid=23526%2526url=http://proservis.mynet.com', 160, 300);******>
|
| <****** language=********** src="http://medyanetsrv.yenibiris.com/getad.a2?target=yenibir_isarayanlar_altsayfa_160x120">******> <****** language=JavaScript>DOLAD_flash('http://medyanet.yenibiris.com/sektorler_160x120.swf?clickTAG=http://ad.e-kolay.net/redir.a2?ciid=32661%26tid=4077%26URL=http://', 160, 120);******>
| |